Üzülme, yas tutma.
Azrail’i çağıracak kadar
Ağır taşıma içindeki yükü.
Çünkü bize verilen şey
Bir kayıp değildi.
Bir armağandı.
Bunca yolun arasından,
Bunca dilin arasından,
Yanlış çevirilerin,
Farklı kültürlerin,
Farklı duaların arasından
Birbirimizi bulduk.
Ve tanıdık.
Sanki ruhlarımız
Birbirini çok daha önce biliyormuş gibi.
Bunun tesadüf olduğuna inanmıyorum.
Allah bizi çok sevmiş olmalı.
Yoksa bunca engelin arasından
Aynı ışığı nasıl görebilirdik?
Bu dünyada
Aynı masada oturmuyor olabiliriz.
Aynı kapıdan çıkmıyor olabiliriz.
Aynı sabaha uyanmıyor olabiliriz.
Ama ruh başka bir dil konuşur.
Ve o dilde mesafeler küçülür.
Yanlış çeviriler kaybolur.
İsimler önemini yitirir.
Geriye yalnızca minnet kalır.
Sessiz bir teşekkür…
Bunca sessizliğin arasından
Birbirimizi görebildiğimiz için.
Bunca uzaklığın arasından
Birbirimizi duyabildiğimiz için.
Bunca farklılığın arasından
Birbirimizi sevebildiğimiz için.
Ve bir gün,
Bu hikâyenin neden yazıldığını
Tam olarak anlayamazsak bile,
Şunu bileceğim:
Karşılaştık,
Tanıdık birbirimizi.
Ve bir anlığına da olsa,
Allah’ın bize gösterdiği güzelliği gördük.
Benim için bu yeter.
Ve bunun için,
Minnettarım.